"Edmund Burke'ün Yüce ve Güzel Kavramlarımızın Kaynağı Hakkında Felsefi Bir Soruşturma Kitabının Bir Yorumu"

Metin Bal

"Estetik Deneyim ve Beğeni Yargısının Yaşamsal Önemi"

Metin Bal

Doç. Dr. DEÜ, Felsefe Bölümü öğretim üyesi, E-posta: metin.bal@deu.edu.tr, balmetin@gmail.com,

web sayfası: http://www.metinbal.net

Aşağıda III. Bölümü özet halinde sunulan metnin önceki II ayrı bölümünü oluşturan özet metinleriyle (I. Estetik Deneyim ve Beğeni Yargısı İle İlgili Felsefi Soruşturmaya Hazırlık, II. Düşünme ve Gözlem Eylemlerinde Estetik Deneyimi Ortaya Çıkaran Kaynaklar) birlikte genişletilmiş halinin sunulup tartışmaya açılacağı etkinliğin içinde yer aldığı program: Yakın Kitabevi & Felsefeciler Derneği Okuma Etkinlikleri V. Etkinlik tarihi: 3 Aralık Salı 2013, Saat: 19:00-20:30, Kıbrıs Şehitleri Caddesi No: 104/A Yakın Kitabevi Kafe, Alsancak, İzmir.

 

III. Bölüm

Estetik Deneyim ve Beğeni Yargısının Yaşamsal Önemi

Edmund Burke'ün Yüce ve Güzel Kavramlarımızın Kaynağı Hakkında Felsefi Bir Soruşturma

 

Felsefenin başlangıç zamanlarında bir bilim olmaya en uzak araştırma alanı olan tıbbiye içinde uzun zamandır bir disiplin olarak kabul edilip, üstelik bugünlerde masasının üzerine insanların ondan gelecek her türlü şeyi seve seve kabul ederek uzandıkları bedensel organların güzelleştirilmesi olarak anlaşılan “estetik”, bir düşünür tarafından ilk defa felsefi bir terim olarak kullanılmaya başlandığı ve kendisine bir bilim olma hakkı bağışlandığı zamanlardakinden başka bir anlama geliyor olsa da onun temeline inilince kendisi hakkındaki tüm bu geçmiş birikimin korunduğu hala görülebilir.

 
   

Düşünme bakımından en şiddetli eleştiriyi üzerine çekecek kimseler bizim hiç de beğenmeyeceğimiz hatta katlanılmaz ve iğrenç bulacağımız şeyleri sergileyen kimseler olacaktır. “Beğeni”nin kaynağına, onun olduğu her yerde ona eşlik eden “eleştiri”yle birlikte varabiliriz. Eleştirinin kaynağına da, onun kendisi karşısında doğduğu ve hedef aldığı durumları arayarak ve gözleyerek varabiliriz. Örnekler vermek ve örnekler üzerinde çalışmak araştırmanın hiçbir konusunda “beğeni”, dahası “beğeni eleştirisi” ya da “beğeni yargısı” konusunda olduğu kadar yaşamsal değildir. Örneğin yurttaşların maddi gelirinin onların yaşamlarını sürdürmeleri için yetersiz olduğu konusundaki düşünce, ekonomi yönetimini eleştiren bir düşüncenin kaynağı olabilir. Ya da çevresindekiler ile kendi tutum ve davranışlarını karşılaştıran bir kimsenin bu gözlemi onu davranışlar konusunda belirli ilkeler kabul etme, arama ya da geliştirme eylemine sürükleyebilir. Eğer kişide var ise, düşüncelerin kabul edilmiş şeyler oldukları konusundaki bir yargı da bir eleştiridir. Diğer taraftan ekonomiyi düzeltecek bir yönetim alternatifi geliştirmek uzun vadeli ve güç bir iştir, ikinci örnekle ilgili olarak ise, etik bir ilkeyi bırakın geliştirmeyi, onun halihazırda geliştirilmiş olanını bile kabul etmek bir çok dirençle karşılanır bir durumdur. Ancak beğeni hakkında bir düşüncenin kabulü için hiçbir zorluk olmadığı gibi, beğeni hakkında bir düşüncenin geliştirilmesi hoşnutluk vericidir. Şimdi ve burada olan kimsenin, tüm yaşamını gözleme olanağımız olsaydı, bu kişinin duyu organlarıyla alımladığı izlenimlerden tutun kendi fiziğini içine sokacağı atmosfere kadar tüm olanakları kendi konforu için düzenlemeye yöneldiğini söyleyebilecektik. Bir kimsenin eylemlerinin böyle bir seyir izleyecek olması bunu gerçekleştirmek üzere bu kişinin eyleme geçmiş olması zorunluluğu bir tarafa, tam bir eylemsizlik durumu içinde kalıyor olması böyle bir düşüncenin kendini pratiğe geçirmesi için en uygun ortam olacaktır.

Estetik deneyim konusu da bu şekildedir. Aynı şeyi durup dururken bir an çirkin bir an güzel bulabiliriz. Bir şeyi güzel bulma yargısında yalnızca o şeyi izlemenin yeterli olduğu bir deneyim söz konusudur. Estetik deneyim ve beğeni yargısının varolmaları için zorunlu koşullar olarak güzellik, sanat yapıtları, sanatçı, malzeme ve bunun gibi şeyleri içeren uzun bir liste hazırlanabilir. Diğer taraftan, estetik deneyim ve beğeni yargısının varlığı için bu listede içerilen hiçbir şeyin zorunlu olmadığı düşüncesi de aynı haklılıkla öne sürülebilir. Bu, birbirine karşıt gibi görünen iki düşünceyi onları birleştirecek şöyle bir soruyla daha da ilginç kılabiliriz: Gerçekten de, güzelliğin ya da sanat yapıtının hiçbir şekilde olmadığı ya da tersinden, bütünüyle yok edildiği ya da yasaklandığı bir kültür, bir toplum bir yönetim ya da yasa düzeni var olmuş mudur?

Eylemsizlik durumu için olduğu gibi pratiğe ve kişiyi eyleme geçirmeye en elverişli deneyim alanının da estetik olduğunu düşünüyorum. Sanırım içimizden hiçbiri çirkin bulduğu bir kokuyu daha fazla içine çekmek için çaba harcamaz ve çirkin bulduğu bir manzara karşısına, elinde olduğu sürece ikinci defa çıkmak istemez. Bir konuya uyanan merakın, peşinde olduğu konusundan beklediği herşeyi alacakmış umudunun “estetik” alanındaki kadar büyük bir düşkırıklığıyla sonlandığı başka bir araştırma alanı var mıdır acaba?  Şunu itiraf etmeliyiz ki estetik deneyimin temel kavramı olan “güzellik” konusundaki deneyimlerimiz olumlu olmaktan çok olumsuzdur. Estetik deneyim söz konusu olduğunda bir kimse başka bir kimseye göre daha avatajlı konumda değildir, hatta “güzellik” sıfatının kendilerine yüklendiği kimseler estetik deneyimlerinin olumluluğu bakımından böyle bir sıfattan yoksun kimselerden daha müzdarip durumdadırlar. Bu şaşırtıcı düşüncenin haklılığını, estetik deneyimin kişiyi pratikte olumlu olmaktan çok olumsuz olarak harekete geçirmesinde deneyimliyoruz. Güzellik konusunda düşüncemizi – tam da estetik deneyimin kendisinin ortaya çıkıp entelektüel bir konu haline gelebilmesi için insandan beklediği bir tutum olarak – “kayıtsızlık” içinde tutmak ne kadar keyif vericiyse fiziğimizi “güzellik” konusunda “kayıtsız” bir durumda tutmamak o kadar yaşamsaldır. Aramızda, doğduğu andan itibaren şeylerin yerini değiştirmeyen bir kimse var mıdır? Evine götürdüğü şeyi nereye koyacağını düşünmeyen bir kimse var mıdır? Hayatı boyunca bir rengin yanındaki rengi düşüncesinde de olsa silip, oraya başka bir renk koymayan bir kimse var mıdır? Biraz önceki cümle ve şimdi sorduğum sorular, yaşamsal-varoluşsal önemini çok açık kılacak şekilde, “estetik deneyim”in ve “beğeni yargısı”nın kendisinden kaçılmayacak yok edici bir silah ya da insan dahil şeyler için onları göründüklerinden daha derin ve daha çok var edici bir yaşam desteği olduğu konusunda bizi kendilerine taraftar kılmaktadırlar.

 

******         ******         ******         ******

Eser Yorumuna Geçiş

 

İrlandalı, Dublin doğumlu düşünür Edmund Burke (1729-1797) Yüce ve Güzel Kavramlarımızın Kaynağı Hakkında Felsefi Bir Soruşturma (1756) yapıtında güzellik’i şöyle tanımlar: “nesnelerin, duyular aracılığıyla insan ruhu üzerinde yaptıkları özdeksel etki.”[1]

Burke’e göre “zevk [beğeni/tad/taste ya da hoşnutluk/neşe/delight], içinde duyuların, akıl ve hayalgücünün öğe olarak yer aldığı karmaşık (complex) bir fakültedir [zihinsel yetidir]. İnsanlarda duyular, nesneleri hep aynı olarak algılayacak biçimde organlaşmıştır. Hayal gücü de, duyuların getirdiği fikirlerin tertiplerini değiştirmekten başka bir şey yapmaz ve nihayet akıl da, doğru ile yanlış’ı ayırt etme gücü olduğu için, kendinin özel kuralları vardır. Şu halde zevk, aslında tek şekillidir (uniform) ve onun başka başka oluşu, alışkanlık ve mümarese [yetenek, deneyim] gibi geçici nedenlerden olsa gerektir.”[2]

Burke bu yapıtta ayrıca “güzel ve yüce’yi inceleyebilmek için kalbi coşturan heyecanlara dair bırtakım derin araştırmalara girişmiştir. Hoş nesneler karşısında hissettiğimiz pozitif hazlarla, sevinç ve korkuyla karışık bir duyu olup, elemi uzaklaştırmayı sağlayan lezzet ve nefsin korunmasıyle ilgili tutkularla toplumu ilgileyen tutkuları birbirinden ayırır. Bu birinci tutkuya ilk kez, sempatiyi yerleştirir; sonra da yüce duygusunu, kişisel duygular içine, güzel duygusuna yerleştirir; aynı zamanda yüce duygusunun, bizde şu anda karşılaşmadığımız bir elem veya tehlike fikriyle geliştiğini ve bu duygunun, emniyetimizin bilincine arkadaşlık eden dehşetten (terreur) başka bir şey olmadığını belirtir.”[3] Yapıtın “ikinci bölümünde, yüce’yi meydana çıkaran nedenleri inceler ki, bunların başlıcaları, belirsizlik, güç, yoksulluk (privation), sonsuzluk, ihtişam, ışındır (lumiere).”

“Burke, bir taraftan da çirkinlik, latiflik (grace, zerafet) … vb. gibi türlü güzellik çeşitlerini inceler ve güzel’i toplumsallıktan (sociabilite), yüce’yi de sakınma (conservation) duygusundan çıkarır.” “Sinirlerin olağanüstü bir gerginliğini (tension) oluşturmaya elverişli olan her şey, dehşeti andıran bir tutkuya da sebep olmaya mecburdurlar ve bu nedenle de, bir yüce kaynağıdır. Tersine olarak, sinir tellerinde bir gevşemeyi oluşturan her şey, bir güzel konusudur.”[4]

Yapıtın “üçüncü bölümünde ‘güzel’ fikrini incelemiştir. Burke, evvela güzel hakkında bazı filozofların yaptıkları tanımları reddeder;” Böylece Burke klasik sanat anlayışını sanat düşüncesi içine alıyor. “ve güzelliğin orantıda (proportion) bölümlerin başdaşmasında (convenance) ve yetkinlikte (perfection) olmadığını anlatır; güzel yargısının araçsız ve içgüdülü bir mukayesesinin ürünü olmadığını ispat eder.” [5]

Burke Yüce ve Güzel Kavramlarımızın Kaynağı Hakkında Felsefi Bir Soruşturma (1756) başlıklı yapıtının “ilk baskıya önsöz”ünde kendisi ile arasına mesafe koymakta ve kendisinden “yazar” diye söz etmektedir. Bu yeni gelişmekte olan “estetik deneyim”in bir özelliğidir. Yapıtı soğuk kanlılıkla izleme tutumu estetik deneyimin temel bir özelliğidir: “Yazar, kendisini okuyacağınız incelemeye girişmeye iten nedenler üzerine bir şeyler söylemenin haddini bilmezlik olarak görülmeyeceğini ümit etmektedir. İncelemeye konu olan meseleler eskiden beri çok ilgisini çekiyordu. […]  Tutkularımızla ilgili kesin bir kurama benzer bir şeye ulaşmaktan çok uzaktı.”[6] (Burke, 2008: 9)

Burke “tutkular”la , “duygular”la ilgili kesin bir kuram geliştirmeyi hedefler. Burke “tutku” ve “duyguların” “yüce” ve “güzel”i kapsayacak şekilde derli toplu olarak ilk defa, “estetik deneyim”i ve “beğeni yargısı”nı başlıbaşına ilgilenilmesi ve araştırılması gereken konular olarak ele alan araştırma içinde çözümlenebileceğini ileri sürer. Böyle bir araştırmanın gerekliliği - örneğin “yüce” ve “güzel” gibi  - bu konunun kapsadığı kavramların uzun süredir birbirleriyle karıştırılıyor olmasından kaynaklanır. Burke Yüce Üzerine başlıklı kitabın yazarı Longinus’un (~İ.Ö. 0/200) bile “yüce” kavramıyla neyi kastettiğini açıkça ortaya koymadığını düşünür.  “Yüce ve güzel kavramlarının sıklıkla karıştırıldığını ve bu kavramların her ikisinin de birbirinden çok farklı ve bazen tamamen zıt nitelikte şeyler için gelişi güzel kullanıldığını gözlemlemişti. Longinus bile konunun bir bölümü üzerine son derece zıt şeyleri bir araya getirmişti. Güzellik sözcüğünün istismarı ise çok daha yaygın olup daha kötü sonuçlar doğurmaktadır.” (Burke, 2008: 9) Buna rağmen Baumgarten (1714-1762) tarafından estetik’e bilimlerin en alt basamağında yer veriliyor olsa da böylece en azından “duyusallık”, güvenilirliğe kavuşturulacağı ve sonuçta bir bilim haline getirileceği  araştırmacıların masasına konuluyordu.

Burke’e göre estetik deneyimin çözümlenmesi duygu ve tutkuları uyandıran yasaların olup olmadığını araştırmayı kapsar. Bu yasaların “ancak kendi bağrımızdaki tutkuların titiz bir incelemesiyle, bu tutkuları etkilediği tecrübeyle sabit olan şeylerin özelliklerinin dikkatlice araştırılmasıyla ve şeylerin bu özelliklerinin bedeni etkilemesini ve tutkularımızı uyandırmasını sağlayan doğa kanunlarının ciddi ve özenli bir biçimde araştırılmasıyla bulunacağını düşündüm.” (Burke, 2008: 9)

Burke eserin ikinci baskısına bütün çalışmanın kılavuz kavramı olan “beğeni” konusunu ekler. “İkinci Baskıya Önsöz”de şöyle der: “İncelemeye Beğeni üzerine bir giriş ekledim. “Beğeni” kendi başına ilginç bir konu olmasının ötesinde, yeterince doğal olarak esas incelemeye de yol gösterir.” (Burke, 2008: 11)

“Önyargılar” “tabiatın gerçek yüzü”nü aydınlığa çıkarmaya engeldir. Burke “şeylerin büyük resmi”ne eğilen zihnin, “detaylar”ı, “üslub”u ve “incelik”i gözardı ediyor olduğunu düşünür. “Konunun içinde, başkalarının, hatta kendimizin önyargılarında bir çok engel bulunduğunu ve bu engellerin tabiatın gerçek yüzünü aydınlığa çıkarmayı epeyce zorlaştırdığının da farkındadırlar. Zihin şeylerin büyük resmine eğilmişken, bazı detayların ihmal edilmesi gerektiğini, üslubu çoğunlukla içeriğe feda ettiğimizi ve anlaşılır olmanın memnuniyetiyle, sıklıkla incelik konusunda övgüden vazgeçtiğimizi de bilirler.” (Burke, 2008: 11)

Estetik deneyim ve beğeni yargısı hakkındaki mümkün bir incelemenin yöntemi nasıl olmalıdır? : “İhtiyatlı, hani neredeyse ürkek bir biçimde ilerlemeliyiz. […] Karmaşık herhangi bir konu üzerine düşünürken, bileşimdeki her ayrı unsuru incelemeli ve her şeyi son derece basitleştirmeliyiz, zira yaradılışımızın şartları bizleri katı bir kanuna bağlamakta ve çok dar sınırlar içine hapsetmektedir.” (Burke, 2008: 12) Burke tarafından Descartes’in analitik yaklaşımı, estetiğin öğelerini ortaya koymak için kullanılır.

Burke daha konunun başında beğeni kavramı hakkındaki incelemeyi belirli bir insan doğasına dayandırıyor. Burke karşılaştırma ve tümevarıma önem verir: “Konumuzu benzer hatta zıt nitelikte başka şeylerle karşılaştırmalıyız.   […] Ne kadar fazla karşılaştırma yaparsak, daha geniş ve kusursuz bir tümevarıma dayanacak olan bilgimiz muhtemelen daha kapsamlı ve kesin olacaktır.” (Burke, 2008: 12)

Estetik deneyim ve beğeni yargısıyla ilgili bu inceleme bizi bir “doğru”ya ulaştırmayacak olsa bile, böylece başarısız sayılsa bile, buna ragmen bize kazandırdığı şeyler olacaktır: “Bu kadar dikkatle yürütülen bir inceleme sonuçta doğruya ulaşmayı başaramayacak olursa, kendi anlama yetimizin zayıf noktalarını bize göstererek faydalı bir amaca hizmet edebilir. Bizi bilgili kılmazsa, alçakgönüllü kılabilir.” (Burke, 2008: 12)

 

******         ******         ******         ******

 3 Aralık Salı 2013, Saat: 19:00-20:30, Kıbrıs Şehitleri Caddesi No: 104/A Yakın Kitabevi Kafe’de gerçekleştirilmiş olan etkinliğimizde bu metin daha genişletilmiş haliyle Metin BAL tarafından sunulup tartışmaya açılmıştır.


[1] s. 90. Hançerlioğlu, Orhan (1985) Felsefe Ansiklopedisi, Düşünürler Bölümü, Cilt I (A-L), İstanbul: Remzi Kitabevi.

[2] s. 335, Sena, Cemil (1974)  Filozoflar Ansiklopedisi, 1. Cilt, A-D, İstanbul: Remzi Kitabevi.

[3] s. 335, Sena, Cemil (1974)  Filozoflar Ansiklopedisi, 1. Cilt, A-D, İstanbul: Remzi Kitabevi.

[4] s. 335, Sena, Cemil (1974)  Filozoflar Ansiklopedisi, 1. Cilt, A-D, İstanbul: Remzi Kitabevi.

[5] s. 335, Sena, Cemil (1974)  Filozoflar Ansiklopedisi, 1. Cilt, A-D, İstanbul: Remzi Kitabevi.

[6] Burke, Edmund (2008) Yüce ve Güzel Kavramlarımızın Kaynağı Hakkında Felsefi Bir Soruşturma, çev. Barış Gümüşbaş, Ankara: BilgeSu.

İrlanda, Dublin,

Trinity College, Edmund Burke'ün heykeli, Şubat 2014.

 

ANA SAYFA