VIII. Türkiye Felsefe Öğrencileri Birliği (TÜFÖB) Kongresi Kapanış Konuşması

Metin Bal,

 balmetin@gmail.com,

9 Mayıs 2008, Dicle Üniversitesi, Diyarbakır

 Ana Sayfa

 

Sevgili düşünce dostları,

 

Bu Kongre’nin Dicle Üniversitesi ev sahipliğinde ve 18 farklı üniversitenin katılımıyla gerçekleştirilmiş olmasının benim için çok özel bir anlamı var. Bunu sizlerle paylaşmak istiyorum. 2001 yılında ODTÜ’de öğrenciyken ben ve arkadaşlarım ODTÜ Felsefe Kulübü ev sahipliğinde bütün Türkiye’deki felsefe bölümü öğrencilerini Ankara’ya davet ederek ilk Kongremizi düzenlemiştik. Şimdi bu ay sonunda doktora mezunu olmakla öğrencilik yaşamımın sonuna geliyorum. Bu nedenle Sekizinci Kongre’mizin düzenlendiği Dicle Üniversitesi’nin çalışan bir mensubu olarak, Kongre’mize tekrar fakat burada, Diyarbakır’da, ev sahipliği yapmak benim adıma gurur verici.

 

Değerli konuklar, ben felsefenin bir meslek işi olduğuna inanmıyorum. Bu nedenle felsefeyle ilgilenenlere “düşünce dostları” demek bana daha uygun geliyor. Çünkü bir felsefe diploması almak “felsefecilik” mesleğini kazandırıyor, ancak bu “felsefe diploması”nı almak, felsefenin öğrencisi olmaya son vermiyor. Aksine yaşlandıkça, olgunlaştıkça düşüncenin derinliği daha da artıyor ve düşünmek daha keyif verici oluyor. “Yaşam” ilerledikçe onunla ilgili sorunlar artıyor, böylece “düşünmek” daha da değer kazanıyor. İşte böyle, “yaşam”ın başlangıcını olduğu gibi sonunu da kapsayan bir biçimde, her şeyi bir sorun haline getiren “düşünce öğrencileri” olan biz felsefeciler için hiçbir konu eleştiriden muaf değildir.

 

Bizim eleştirimiz her türlü yasanın yasadışı olduğu yeri düşünme olanağını kapsar. Bizim konumumuz, tek biçimde olduğu düşünülen dünyanın bir çok biçimde görülebileceğini gözler önüne sererek gerçeklik ve düşünce arasındaki bağı sorgular.

 

Ben lafı uzatmadan mesajımı çok net ve hiç de bilindik anlamda felsefi olmayan cümlelerle bitireceğim: Kongre süresince şunu asla unutmadık: biz, “felsefeciler” olarak, düşünmenin yasalarını öğrenmeye ve öğretmeye çalışıyoruz, ancak, düşünce tarihi boyunca, düşüncenin yasasının, o sorgulanmadıkça, ona ait yeni bir yasanın ortaya çıkmadığını görüyoruz. Bunu sadece düşünce alanında değil inanç alanında da görüyoruz. Asla bir inanç ötekini sorgulamadıkça yeni bir inanç ortaya çıkmamıştır. Kısacası bir öğrenci, hocasını eleştirmedikçe yeni bir bilgi ortaya çıkmamıştır. Bunlardan daha da önemlisi, bir insan bir diğer insanı eleştirmedikçe “insanlığın özü” olan “özgürlük” mümkün olmamıştır.  

 

Değerli düşünce dostları, 20’nci yüzyılın en büyük düşünürü Martin Heidegger, içinde bulunduğumuz çağın temel özelliğini “düşüncesizlik” ve “bir düşünceye sahip olmamak” olarak tanımlamıştır. Eğer durum böyleyse, bu kongre ortamı, bir düşünceye sahip olan ve bu düşünceyi birbirleriyle paylaşmak isteyen kimselerin, hiçbir çıkar gözetmeksizin bir araya geldikleri yer olmakla, bizlere kendi çağımızı tanıma olanağı sağlamaktadır.

 

Elbette, burada üç gün boyunca sunulan bildirilerden öğrendiğimiz ve öğreneceğimiz çok şey var, ancak bundan daha da önemlisi, kuşkusuz, burada, ülkemizin dört bir yanından gelen düşünce öğrencilerinin ve, aynı zamanda, geleceğin düşünce hocalarının birbirleriyle kurdukları dostluktur. Bunu arzu ederek, dostça ve neşe dolu bir kongre diledim ve bu dileğim gerçekleşti.  

Teşekkürler. 

 

Metin BAL, Öğretim Üyesi, Doç., Dr.,

Felsefe Bölümü, Dokuz Eylül Üniversitesi,

Öğretim Üyeleri Binası, 3. Kat, Oda no: 328,Tınaztepe Yerleşkesi, PK: 35260 , İzmir Türkiye,

Tel: ++ 90 (232) 412 79 03  - Oda dahili no: 19411, Fax: ++ 90 (232) 453 90 93,

balmetin@gmail.com, metin.bal@deu.edu.tr

www.metinbal.net

 

 Ana Sayfa